Fuat Başer ile Hat Sanatının İncelikleri
Türkiye’nin önde gelen hattatlarından biri olan Fuat Başer ile Pendik’teki sergisi öncesinde bu sanatın inceliklerini konuştuk.
Hat sanatı zor ve sabır isteyen bir iş. Siz bu sanata ne zaman başladınız ve bugüne kadar neler yaptınız, kısaca bahseder misiniz?
Ben hat sanatı ile uğraşmaya 1976'da, tıp eğitimim sırasında başladım. Yazı uğruna tıbbı bıraktım çünkü o zamanlar yazıyla uğraşan sayısı çok azdı ve kaybolmaya yüz tutmuştu. Ben de bu sanatı iyice öğrenerek gelecek nesillere aktarmayı düşündüm. 1980 yılında İstanbul’a gelerek Hattat Ahmet Aytaç’tan iki yıl kadar mektupla ders aldım. 88 yaşında vefatına kadar ders almaya devam ederken icazetimizi almak da nasip oldu. İşte o tarihten bu yana yaklaşık 30 yıldır profesyonel olarak uğraşıyorum. Bu süre içerisindeki çalışmalarım arasında iki bine yakın Tuğra, 350 üzerinde Hilge, yüzlerce kıta, Esmaül Hüsna Tablo olarak, üç tane camii işi, 400’e yakın sergi ve yurt içi- yurt dışı kültürel faaliyetler yer alıyor. Çoğu resmi kanallarda olmak üzere belgeseller, radyo ve televizyon programları ile çeşitli kitapların hazırlanmasında görev aldık. Bunların yanı sıra dünya çapında bir çok öğrenci yetiştirdik.
Temmuz ayında Pendik’te bir serginiz açılıyor. Bu sergiden ve burada sergilenecek eserlerden bahseder misiniz?
Sergilenecek eserlerin 35-40 civarında olacağını düşünüyorum. Ağırlığın yazıda olması isteniyor, ama ebru ile de destekleyeceğiz. Aynı zamanda ebru çalıştığım için salonun durumuna göre sayıyı artırabiliriz. Pendik bu işlere hiç yabancı değil, yani sanattan uzak bir ilçe değil. Üstelik belediyenin çok çok takdir ettiğim kültürel, sanatsal faaliyetleri var. Benim sergim de bu kapsamda olacak. Sadece yaz ayı olması sebebiyle katılım az olur mu diye düşünüyorum. Ama ne var ki gelenlere kısa da olsa bir sanat bilgisi verebilirsek ne mutlu bize.
Pendik Belediyesi usta hattatların sergilerine ev sahipliği yapmanın yanı sıra hat sanatı kursları da veriyor. Belediyenin bu tür sanatsal etkinlikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu hakikaten çok takdir edilecek bir konu. Şimdi yerel yönetimlerin yapacağı en büyük hizmet alt yapı hizmetleri yerine onları akıllıca kullanabilen kültürlü bir toplum oluşturmak. Çünkü elde her türlü imkân varken halkımız o kültüre vakıf değilse ve hoyrat kullanıyorsa hizmet batıl oluyor. Kültürel ve sanatsal faaliyetler bu işin temelidir. Kültürü ve sanat anlayışı olan bir kişi, hiçbir şeyi hoyrat kullanmıyor. Pendik Belediyesi eskiden beri bu işlere çok dikkat eden bir belediyemiz. Hem unutulmaya yüz tutmuş sanatlara destek oluyor, hem de o estetik düşünceyi öğretebilmek için kurslar düzenliyor. Bizim sanatı gördüğümüz kadarıyla değil, onun arkasında yatan düşünce çok önemlidir. Biz sanatla ilgilenen kültürlü nesiller yetiştirdikçe aynı zamanda çevreye zarar vermeyen iyi insanlar yetiştirmiş oluruz. Bu da zincirleme bir şekilde sürüp gidecek inşallah.
“Aşk olmadan meşk olmaz. Bu aşk ve sabır mesleğidir, hem çileli hem de lezzetlidir. Yazıyla uğraşan kişi de o ilahi güzelliğin peşindedir.”
Hat kursuna devam eden veya yeni başlamak isteyenlere tavsiyeniz nedir?
İlk tavsiyem, işini sevsinler. Aşık olacak şekilde sevsinler. Aşk olmadan meşk olmaz. Bu aşk ve sabır mesleğidir, hem çileli hem de lezzetlidir. İnsanın yazı yazarken yakaladığı bir harfin güzel bir parçası tarif edemediğiniz bir haz veriyor insana. Bunu dünyadaki zevklerle kıyaslayabileceğiniz bir örneği maalesef yok. İnsanın ondan aldığı mutluluk zenginlikten, evlenmekten, makam sahibi olmaktan aldığı mutluluktan çok fazla. Üstelik yazı sanatımız öyle bir sanat ki şimdi her sanat seyredilir veya dinlenir; müzik gibi mesela. Ama yazı hem seyredilir hem de okunur bir sanat. Okunduğunda orada bir hadis meali, bir ayet meali yazıyordur. O da şunu diyordur: “Dürüst ol, kimse görmediği zaman seni gören birisi var.” O kişinin hayat yolu çizilmiş oluyor ve asla kötülüklere bulaşmıyor. Sanat aynı zamanda geleceğe de yatırımdır bu anlamda.
“Biz sanatla ilgilenen kültürlü nesiller yetiştirdikçe, çevreye zarar vermeyen iyi insanlar da yetiştirmiş oluruz. Bu da zincirleme bir şekilde sürüp gider.”
Usta bir hattat olarak sizce bu sanatın püf noktası nedir?
Bunun püf noktası çizgi. Genelde yanlış tabir ediliyor, yazı sanatı diyoruz ama bu gerçekte çizgi sanatıdır. Çizgilerin estetiği, kıvraklığını yakalamaktır. İşin püf noktası budur. Yoksa tükenmez kalemle alıp Osmanlıca bir ibare yazdığınızda bu yazı olur, ama sanat olmaz. Kalemin alt ve üst ucundan çıkan çizgilerin birbirine öyle enteresan paralellikleri var ki bu, yaradılışta cisimlerin çevrelerini sınırlandıran çizgilerin estetik olmasıyla çok benzeşiyor. Güzellik dediğimiz o şey kalem ve fırçayla yapılan çizgilere dayalı bütün sanatlarda vardır. Ama bu yönden yazının tabiatta muadili yoktur. Resim ve müzikten mimariye kadar hepsinin örneği var, ama yazının yok. Yazı ilahi bir şeydir ve işte yazıyla uğraşan kişi de o ilahi güzelliğin peşinde. Bunu belki hiçbir zaman yakalayamaz çünkü ilahi güzelliğin sonu yoktur, sonsuzdur o. Yazıyla uğraşan kişi o ilahi güzelliği böyle yudum yudum alıp sindire sindire doyumsuzluk içerisinde, “ah bir de ahirette yazabilsem” düşüncesiyle ömrünü doldurur. Bizim eski üstatlardan duyduğumuz yazıyı harfleri yani yani öğrenmeye başlamıştım ama ömrüm galiba yazmaya vefa etmeyecek. Bunu söyleyen en son kişi bizim hocamızdı rahmetli. Benim rahmetli hocam seksen yıllık hayatında sadece yazı vardı ve dünyanın en büyük hattatıydı. O bile onca sene ve tecrübenin ardından harfleri daha yeni yeni öğrenmeye başladığını söylüyordu. Bunun sonu yok, uçsuz bucaksız bir sanat ve ilahi bir sanat aynı zamanda. Hz. Adem ile yazı yazmak insanlara öğretiliyor. Sanatlaşması ise İslam dönemine nasip olan bir konu. Birçok ülkenin güzel yazı yazma sanatı var ama hiçbiri İslam yazısındaki estetiği sahip değil. Osmanlı devrinde bütün sanatların üstünde tutulmuştur çünkü bu yazıyla Kuran-ı Kerim yazılmıştır.